Deprem Değil, Bu Bir Savaş

Yayınlama: 17.05.2022
17
A+
A-

DEPREM DEĞİL, BU BİR SAVAŞ

Ekranlardan, haberlerden duyduklarınızı anlatmayacağım bugün; çünkü zaten an be an takip ediyorsunuz gelişmeleri ve rakamları.
Size 100 yılı aşkın bir vakittir bu topraklarda yürütülen bir savaştan bahsedeceğim.

 

Kendini diğer insanlardan, hatta devletten bile üstün gören bir avuç zenginin yaptıklarından söz edeceğim.
Bunlar öyle bir asalak parazittirler ki, ellerindeki sermaye gücünü sırf kendi menfaatleri doğrultusunda kullanan, kimi vakit devletin iyi niyetle verdiği teşvik kredilerini bile üç kağıdına uydurup cebe indiren… Ürettikleri yada aracı oldukları malları stoklayıp yada farklı metodlarla fiyatlarını fahiş biçimde arttıran… Benzine zam geldi deyip akaryakıtla alakası olmadığı yani maliyet binmediği halde malların fiyatını arttıran.. Benzin fiyat artışlarında, dövizin yükselmesinde fiyatları arttırıp, düştüğünde düşürmeyenler… Kaçak elektrik kullananların parasını namuslu vatandaşın faturasına yansıtanlar… 300 bin liraya mal ettikleri inşaatları 3 trilyon liraya satanlar.. Bir çok dairesi olup kira paralarını ödenemeyecek astronomik rakamlara çıkartanlar..

Deprem yayınları esnasında bir müteahhitin yaptığı binanın reklamı yayınlandı. 2 trilyon liraya sattıkları daireye DEPREME DAYANIKLI ibaresini koyup ilan vermiş. Gerçek: 2 trilyon liraya satılık mezarlık!..

Dünyanın en büyük yıkıcı gücü olan 2 depremini bir kaç saat arayla yaşadık. Bu olağan dışı bir durum. Bu nedenle bazı mazeretlere sığınılabilinir belki lakin, zemin etüdü doğru yapılıp gerekli evsafta malzeme kullanılarak yapılsaydı en azından ilk depremde yıkılmaz, sadece hasarlı bina konumuna dönüşürdü. İçinden insanlar sağ salim çıkarlardı.

Yeni yapılmış yıkılanların bir çoğu. Hani yönetmelik? Nerede bu inşaatlara “uygun” raporu veren denetçiler?
Yönetmeliğe uygun yapılıp yapılmadığını kontrol eden yapı denetim firmaları bunun hesabını vermeyecek mi?
Binaları yıkılan müteahhitinden, mühendisine, kontrol memuruna, sorumlu resmi mercilere kadar hepsinin cezalandırılması gerek miyor mu?
Cezaları keserken bugüne kadar adeta teşvik edercesine verilen komik cezalar mı verilecek? Yoksa, analarından emdikleri sütü burunlarından getirecek (mal varlığına el koymak, meslekten men edilmek vb.) yaptırımlar mı uygulanacak?

Devlet üstüne düşen görevlerden birisinin de adaleti sağlamak olduğunu hatırlamalıdır.
Caydırıcı cezalar mutlaka kanunlaşmalıdır. Yüreğimize düşen ateşi söndürmez lakin, bundan sonra böylesi manzaralarla karşılaşmamızı engeller belki bu cezalar.

Fahiş fiyatla sebze meyva satanların, market raflarındaki ürünlere yansıyan tablonun sorumlularının varlıklarına el konulması, ticaretten men edilmeleri…

Haksız fahiş kira arttıran ev sahiplerinin evlerine devlet tarafından el konulup belediyelerce uygun fiyata kiraya verilmesi neticesinde cezalandırılması…

Maliyeti belli inşaatların müteahhitlerin insiyatifine bırakılmadan devletin yetkili kurumlarınca fiyatının tespit edilip satılması…

Hatta şöyle bir teklifim var:
Ülkenin ekonomik sistemi her ne kadar kapitalist serbest piyasa olsa da; olağanüstü hassas dönemlerde kısmi olarak değiştirilmelidir.
Görünen o dur ki, şu an ki sistem kartelleşmeye dönüşmüştür. Rekabet içinde olması gereken aynı iş dalındaki fiyatı belirlemede etkin büyük firmalar aralarında oturup anlaşıp yüksek fahiş fiyatlarda mutabık kalmaktalar ve bunun sonucu da karşımıza hemen her alanda muazzam oranda enflasyon olarak çıkmaktadır.
Devletin asgari ücret zamlarıyla, memur emekli maaşlarındaki artış çabalarıyla hemen ertesi gün daha fazla oranda mallara zam yaparak dalga geçen bu bir avuç zengin güruhun hukuken de varlıklarına el konarak cezalandırılması, kayyumlar atanması şarttır.

Devlet kısmi olarak sistemi değiştirmeli dedim. Evet, kısmi olarak bazı sektörlerde devletçi metodları uygulanamaz mı?
Mesela: Konut yapma işini tamamen devlet kendi tekeline alsın. Çimento ve demir bu ülkenin üretimi, öyleyse maliyetin biraz üstüne bu temel maddelerin fiyatlarını sabitlesin ve ucuza konut üretip hiç evi olmayanlara 1 tane satsın yada kiraya versin.

Temel gıda ve ihtiyaç maddelerinin fiyatını devlet belirlesin!
Özel şirketlerin elektrik, doğalgaz, akaryakıt satış fiyatlarını da devlet belirlesin!
Özellikle 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünü başaramayan amerika, yanına kuklaları avrupa devletlerini de alarak, dünya para rezervinin büyük bölümüne hükmeden siyonist ailelerle birlikte Türkiye’nin ekonomisini çökertme planını devreye sokmuş ve maalesef bunun için de içimizdeki, bizden sandığımız, adları Türk lakin beyinleri satılmış bir zengin zümreyi de kullanarak ekonomimizi alt üst etmiştir.
Bu duruma karşı acilen alabileceğimiz önlemlerden biri de liberal ekonomiyi, serbest piyasa uygulamasını hemen terk etmektir.
Lüks tüketim maddeleri dışında hemen her alanda fiyatları devlet belirlemeli ve uymayanlara servetine el koyma dahil ağır yaptırımlar uygulamalıdır!

Bu deprem sonrası çok önemli bir husus da seçimlerin yapılma vaktidir.
Vicdan sahibi iktidar yanlısı yada karşıtı herkes bu depremin normal bir deprem olmadığının farkında.
Bir savaşa girmiş olsaydık yunanistan veremezdi bu kadar zarar. Bu ancak, amerika – rusya gibi bir süper güçle yapılacak savaşta oluşabilecek bir tablo.
Öyleyse, seçim ertelenmelidir. 13 milyon insanın depremde evsiz kaldığı, öldüğü, hemen her şeyini kaybettiği bir ülkede seçim konuşmak abesle iştigaldir.
Seçimler 2 sene en az 1 sene ertelenmelidir.
İşin ehli, organize olmayı becerebilen kadrolar görevine devam edip yaralar sarılmaya çalışılmalıdır.

Muhalefetteki siyasi partilerin yöneticilerinin ne düşündükleri umurumda değil ama, biz halk olarak gerek iktidar yanlısı gerekse muhalefet yanlıları çoğunluk olarak deprem mevzuuna din, mezhep, ırk, parti gözetmeksizin yaklaşıyoruz.
Binaların altında kurtarılmayı bekleyenlerin neci olduğu umurumuzda değil, hepsi bizim insanımız. Kurtulanlar için yardım gönderirken de neci olduklarına bakmıyoruz, karşı görüşümüzde olsa da “o bizim insanımız”gözüyle bakıyoruz.

Devlet Başkanının Olağanüstü hal kararını çok yerinde ve gerekli buluyorum. Bölgenin Afet Bölgesi ilan edilmesi de yerinde bir karar.
Bu iki kavramın ne anlama geldiğini yazmama sanırım gerek yok.
Devlet deprem bölgesine yolların da yıkılmasından dolayı ağır iş makinaları intikalinde güçlük yaşasa da, geniş bölgede bu felaket yaşanmasının el uzatma noktasında sıkıntısını çekse de, kararlı olduğunu gösteriyor.

Bize düşen görev vatanımızda vukuu bulan dünyanın nadir afetleri arasında yer alan bu facia karşısında devletimize tam destek vermektir.
Şöyle düşünelim; anamız hastalanmıştır, çocukları olarak hepimiz perişanız ve babamız şöyle şunu yapalım diyor; biz evlatları olarak babamıza destek vermez miyiz?
Devlet aciz duruma düşerse, etkisini yitirirse, vatanımıza göz diken çakallar istila eder.
Özellikle 15 Temmuz 2016’dan bu yana devlet “bu vatan benim, defolup gideceksiniz” demiştir topraklarımızda gözü olan amerika ve sözde dost NATO’ya.
Hatalarını, eksiklerini tabii ki söyleyeceğiz yanlış işleyen dişlileri düzeltmek için lakin, devlet var olmalıdır, güçlenmelidir ki tam bağımsız olalım, ülkülerimize kavuşalım.

Bu arada Türkiye’ye depremin ilk gününde destek veren ülkelere de teşekkür ederim.
Ukrayna ve Azerbaycan kendi milli bayrağını yarıya indiren iki ülkedir.
Azerbaycan, Pakistan, Özbekistan, rusya, Kuzey Kıbrıs, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan, Macaristan, Polonya, Ürdün yardım ekipleri ve malzemeleri göndermek için Türkiye’ye destek teklif etmişlerdir.
İkinci günden itibaren Azerbaycan, Özbekistan ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekipleri deprem bölgelerimize gelmiştir.
Katar’ın büyük miktarda ciddi para yardımı yapacağı açıklanmıştır.
abd ve NATO ülkelerinden dostlar alışverişte görsün misali açıklamalar yapılmış, taziye mesajları gelmiştir.

İbrahim Tamer

Bir Yorum Yazın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.