Tosun Paşa’nın Bayram Anıları

Yayınlama: 30.03.2025
133
A+
A-

Ciddi, dolu dolu yazılar kaleme alan bir kişinin mizahi kimliğinin de olabileceği aklına gelmez çoğu insanın.
Bendenizin dost ve yakın arkadaşlarım arasında lakabım Tosun Paşa’dır.
Nükte yapmayı, muzipliği severim, gülmek ve güldürmek hoşuma gider. Gülümseme, tebessüm, müspet etki yapar insanda.
1960’lı yıllarda yaşadığım bayram anılarımdan bahsetmek istedim bu bayram. Umarım beğenir ve geçmiş ile günümüzün mukayesesini yapma fırsatı elde edersiniz.

Bayramlar 60’lı yıllarda çocukluk dönemlerini geçirenler için farklıydı.
Her bayram öncesi zengin fakir tüm aileler kıyafet alışverişi yapardı çocukları için.
Ben pek istemezdim “var baba, gerek yok” derdim, ama babam illaki alırdı.
En mutlu olduğumuz şeylerden biri kız kaçıran, havada infilak eden maytaplar, yeni kıyafetlerimizle sokakta oynadığımız oyunlardı. Arkadaşlarımız içinde de zengin fakir ayrımı yapmazdık.
El öpme merasimi:
Babam aile büyüklerini ziyarete götürürdü bizi, bir çoğu para yerine mendil verirdi.
Kağıt mendil daha icat edilmemişti, bez mendiller vardı. O kadar çok mendil toplardık kiii annem babam da o mendilleri gelen çocuklara verirdi.))
Anadolu’nun İstanbul’a akını )) yeni yeni başlamıştı.. İnsan az, araba az, kalabalık yoktu Eminönü, Sirkeci gibi yerler hariç.
Arabayla bomboş İstanbul caddelerinden şimdi 1-2 saatte gidilen mesafelere arabamızla çabucak giderdik bayramlaşmaya.

60’larda bayramda tatile kaçmalar yoktu. Akrabalar ziyaret edilir, imkanı olanlar çikolata, az olanlar lokum götürürdü. Veee mutlaka gidilen evdeki çocuklara bayram harçlığı verilirdi.
Az kazansak da, her şey şimdiki gibi olmasa da, kazançlar, maaşlar yeterdi geçinmeye.

İstanbul’da yaşayan nüfusun çoğunluğu yerlisi ya da göçmenlerdi.
İstanbul beyefendisi sözü vardı yakın tarihe kadar lugatımızda. Kaba olmayan, nazik, kibar, sorunlarını güzel kelimelerle konuşarak çözmeye çalışan insanlar vardı İstanbul’da.
Göçmenlerin işgal edilen Balkan topraklarımızdan kaçarak ve ya mübadele karşılığında İstanbul’a gelip yerleşmesi (devlet tarafından yerleştirilmesi) bu ahengi bozmadı..
Çünkü, muhacirler kültürlü, nazik ve çok çalışkan insanlardı. Onların 1800 sonları, 1900lü yılların başlarında gelişiyle İstanbul’da yaşamın daha da renklendiğini, güzelleştiğini söyleyebiliriz.
Göçmenlerin hepsi Türk değildi, Mülüman Boşnaklar, Arnavutlar ve Pomaklar da vardı bu gelenler arasında. Lakin, hepsinin ortak özelliği Müslüman olması ve örnek yaşantı ve naziklikleriydi.
Bazıları kabalıklarına kültürsüzlüklerine kalkan olarak “İstanbul’un yerlisi ermeni, rum” dediler. Bu Doğu’dan gelen kaba saba, kültür, edep görmemiş bazı kişilerin yaftalamasından başka bir şey değildi. Çünkü, İstanbul’da yüz yıllardır yaşayan Türkler, O vakitlerde de Osmanlı toprağı olan Üsküdar gibi yerlerde zaten ikamet ediyorlardı.

Anadolu’dan her gelen kaba mıydı? Tabii ki hayır! Nice münevver kişiler de Anadolu’dan geldi; aynı vaktiyle İstanbul’a yerleşen Türkler gibi.

60’lı yıllar çok farklıydı İstanbul’da, deniz temizdi, Florya’dan, Yenikapı’dan, Kadıköy, Üsküdar’dan pırıl pırıl denize girerdik. Yenikapı’dan kayık, motor kiralar balık tutmaya açılır, kova kova balıkla evimize döner, hem kendimiz yer, hem de komşularımıza dağıtırdık.

Çoğu ilçe yollarımız, sokaklarımız topraktı, asfalt yoktu. At arabaları vardı yük taşımak için, atların pisliklerini toplayan çuvalları takmazdı bazı at arabası sürücüleri, yollara düşer, üstüne lastikleri basan arabalar bok kokularını, sarı kahve rengi yollara yayılan renkler içinde burunlarımıza sokardı.
İşteee o dönemde de diğer insanları umursamayan çevre düşmanı iki ayaklı hayvanlar vardı. Yaşımın küçük olması nedeniyle onlara bağırıp, kızamazdım, yazarlığa adım atmadığımdan da yazamazdım. Lakin, yola saçılan yumru yumru at, eşek pisliklerine konan sineklerin, yemeklerimizin üstüne konmaya çalışmalarından rahatsız olur… Yıllar sonra “sinek yakalama sanatı” başlığıyla sizlere okuttuğum yazımın adımlarını, avlanma taktiklerimi o senelerde geliştirmiştim.

Kısaca anlatacak olursam: “sinek sivri sinek ise elinizi suyla ıslatın ve sineğin üstüne kadar getirip hızla duvara yapıştırın” “sivri sinek ısıya duyarlı olduğu için ıslak elinizi algılamaz”;
“sinek kara sinek ise, duran sineğe önden yaklaşıp ani hamleyle hafif yukarıdan yakalayın” “kara sinek helikopter gibi, sivri sinek gibi kalkış yapmaz”

Tosun Paşanın bayram anıları derken, soluğu sinek yakalamakta aldık.))
Yazımı dua ile neticelendireyim:
Kendimizden önce zulüm altındaki kardeşlerimizi düşündüğümüz;
En azından Zalim yahudinin, abd’nin, israilin mallarını boykot edebilmenin şuuru, dirayeti içinde hareket edebildiğimiz;
Sattığımız ürünlere, kiralık evlerimize fahiş zamlar yapmanın ticari ahlaksızlığından vazgeçtiğimiz;
Ebedi alemde dünyadaki haksız güç gösterilerimizin kul hakkına girme olarak karşımıza çıkarak cennet/cehennem yol ayrımında ilerleyeceğimiz kulvarda belirleyici unsur olabileceğini düşünerek Müslümana yakışır dünyevi tercihlerde bulunmayı seçeceğimiz;
Bayramlara sağlık, huzur içinde ailemizle birlikte girmeyi her şeyin sahibi, gerçek adaletin uygulayıcısı ALLAH’tan dilerim. Hayırlı bayramlar
İbrahim Tamer 30.3.2025

Kaynak: çamlıca vadisi

Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 2 Yorum
  1. Mehmed Ergün Tumpçu dedi ki:

    Kaleminize sağlık. Meraktan sadece ” tosun paşa ” lakabı nerden geliyor? Yani yazdıklarınızı okuyoruz, bunu yazan kim tosun…… devamı artık sıkıntı…..yazdıklarını okumayacağım

    1. İbrahim TAMER dedi ki:

      Gülmeyi, güldürmeyi severim.. Çoğu kez kavga etmek, gereksiz tartışmak yerine Tosun Paşa’ya havale ederim durumu, o halleder))
      Nice kavgalar bir tebessümle başlamadan biter Mehmed bey dostum