Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllar boyunca farklı milletleri, dilleri ve dinleri bir arada tutan büyük bir medeniyetti. Türk, Kürt, Arap ve diğer pek çok halk, aynı bayrak altında adalet, hoşgörü ve ortak bir kültürle var oldu. Ancak bu birlik, emperyalist güçlerin çıkar hesaplarıyla bozuldu. Etnik kimlikler arasına fitne sokularak kardeşin kardeşe düşman edilmesi sağlandı. Osmanlı’nın çöküşüyle birlikte, bu halklar küçük devletlere bölündü ve birbirine yabancılaştırıldı.
Bugün hâlâ aynı oyunlar sahneleniyor. Türkiye, bölgenin en büyük gücü olarak etrafındaki milletleri kucaklamalı ve emperyalist ayrıştırmalara karşı durmalıdır. Irkçılığı ayaklarımızın altına alarak, tüm kardeş halkları ortak bir çatı altında toplamanın yollarını aramalıyız. Zira geçmişte bizi güçlü kılan şey, farklılıklarımızı ayrılık değil, zenginlik olarak görmemizdi.
Büyük ve güçlü bir Türk-İslam Birliği, sadece bir hayal değil, aynı zamanda tarihi bir zarurettir. Ekonomik, kültürel ve askeri dayanışmayla bu birlik yeniden inşa edilebilir. Türkiye, bu sürecin lokomotifi olmalı, bölgedeki tüm halkları ortak değerler etrafında bir araya getirmelidir. Çünkü bu topraklarda barış ve refahın yolu, birlikten geçmektedir.
Gün, ayrışma günü değil, birleşme günüdür. Kardeşliği yeniden tesis etmek, tarihimize ve geleceğimize borcumuzdur.